24 Haziran 2009 Çarşamba

Rahatsızlık Raporu

24 Haziran 2009 Çarşamba 1
mümkünse artık bitsin diyeceğim hadiselerden birkaçını sıralamak istedim. düşünüyordum aslında da şimdi yazmak kısmet oldu. önem sırasına göre yazmak istemedim hangisinin biteceği konusu önemli değil karışık da olsa olur ama bitsin!

1. Tsubasa tespitleri: Şu 80lerin sonu 90ların başı geyiğini çıkaran arkadaştan(acaba yarattığı canavardan memnun mu,o ayrı) mütevellit,herkes bu tespiti kendi yapmışcasına ve inatla devam ettirdiler:"dünyanın yuvarlak olduğunu kanıtlayan çizgi filmdi ya tsubasa,ne izlerdik". Sanki herkes kaçırmadan izliyodu da,ki izleyenler vardır orası ayrı. kojiro hiyuga hangi takımdaydı gibilerinden sorduğum sorulara "ya eskidendi olm nerden hatırlayayım" gibi ve türevlerini cevap olarak sundu.Bu tespitleri sahiplenenler o ilkokuldaki fen derslerini ne kadar dinliyorlardı kimseyi kandırmasınlar takkeyi önüne alıp düşünsünler lütfen,önce eski karnelerine baksınlar sonra aynaya bakabiliyorlar mı? Peki bu cevaplar beni tatmin etti mi? Elbette hayır. O anda nasıl bir şirkete geldiğimizi anladım,eskiden çizgi film izleyen çocuklara,benim gibi, "la bebe misin ne izliyon gel top oynayak" şeklinde takılan zamanın tipleri şimdi gelip benim sermayemden yemeye başladılar. Zaten clementine'i izlemeden "tırsardım ya izlerken","sen mi ben mi ya" gibi diyalogları fazla duymadım Allahtan yoksa kendimi kaybedip kan gölüne çevirebilirdim etrafı. Tsubasadan başlayarak 80lerin sonu 90ların başı geyiği azalarak bit! En azından 3-4 ayda bir konuşulsun,ona da razıyım.

2.Ekonomi reklamlarındaki bozuk paralar: Deterjan,sabun vs. yada tüm ekonomik reklamlarda bu ufak cüzdana giren 50kuruş,25 kuruş,1 ytl figürü mümkünse hemen bit! Kim bana alışverişten artan 25,75 kuruş yada 1 ytl ile zengin olan bir vatandaşımızı gösterebilir,yada enflasyonun etkilemediği. Realist olacak diye reklama kalsa 3 kuruşla zenginlik peşinde koşacaz yada krizi yenmeye çalışcaz,bitttt!!

3.Ferhat Göçer damarları: Bu tamamiyle önyargıdan olsa gerek. Ama sevecek bir yanını da bulamadım adamın hani bu önyargıyı yıkmak için,hele şarkı söylerken böle boğazındaki damarlar peyda olmuyor mu rengi kırmızıya dönmüyor mu,keyfim kaçıyor arkadaş. Kendisi gelip maaşa bağlasa yine değişmeyecek. O sebepten hemen bitt!!

4.Kolbastı: Fazla söze gerek yok zaten şimdiden bir fenomen halini aldı ki sıralamaya girmesinin en büyük nedeni de bu. Arada sırada çıksa ne bilim,bole kursları falan açılmasa dragon çalımı falan hareketleri gösteren adamlar olmasa,tolgahan da bu işe girmese hiç sesimi çıkarmaz,oynasınlar derdim hatta sempatik gelirdi. Ama bu akşam uzaktan kumandanın azizliği ile Ferhat Göçer programında İbrahim Tatlıses'ten duyunca ne yapacağımı bilemedim,kendimden geçmişim,kolonyalarken beni kardeşim annem de bir yandan televizyonu alelacele kapatmaya çalışıyordu. O sahneyi gördükten sonra işin vahimliğini anladım ama bunun bitme temennisi bu gidişle İbonun diğer kasedine kalır.

O değilde bu aralar Hülya Avşar piyasada yok ya televizyon ile daha bir haşir neşir oldum. Gerilmeden Tv. izleyebiliyorum.

20 Mart 2009 Cuma

anime dosyası

20 Mart 2009 Cuma 0
aslında izleyeni daha önce anlamadığım bir olaydı bu anime kültürü ancak şimdi cân-ı gönülden desteklediğim bir ritüel halini aldı.her hafta gecenin bilmem kaçına kadar

death note(desunoto):
her ne kadar 30 küsür bölümün 25ini izlemiş ve kalanının gıcık ve hain bir şekilde bana anlatılmasına rağmen mükemmel bir anime. ki zaten benim atilla dorsay edasında onay vermeme gerek yok ki zira bu anime yayınlandığı yılda,yılın anime ödülünü almış,tescilli bir anime(miş). kurgu olayında ise çığır diyebileceğimiz bir safhaya gelinmiş. hani sonunda bole mal gibi kaldığınız filmler ya da "abi sonunda mal etti film ağzımız açık kaldı (MG) diye tanımladığımız filmler olur ya onlardandır. dövülesiye tavsiye edilir.

Slam Dunk:

bu ise kabul etmek gerekirse yaşımın çok altı bir anime ama eski günlerde (ortaokul civarı) bölük pörçük izlediğim tam anlamıyla şaaaane bir anime. basketbolla lisede tanışan ve insan üstü bir güce sahip olan hanamichi sakuragi sevdiği kız için basket takımına girer ve kendi de anlamadan basketi sever. giderek takımı shohoku'yu zafere taşıyan en önemli silahlardan biri olur tabi sürekli çekiştiği ve tartışmasız yılın çaylağı rukawa kaede de bir o kadar önemlidir.klasik ezilenin bir gün ezeni çatır çatır dağıttığı tarza sahiptir. aslında abartılı kısımlar yanında gerçekçi yanlarda bulunabilir. mesela söz konusu animede japonyanın en iri pivotu 1,93cmdir yanlızca. klasik anime kompleksinin dışında olaylar da seyreder.







Bleach:

işte amiyâne tabirle beni mahveden anime bu. 200 bölümden fazlasını,ki bir kaç anime birden fazla sayıda, izlediğim bana kendini izlettiren olay budur. japonca ölüm tanrısı anlamında shinigami ler ve hollow(kötü ruhlar) arasında geçen amansız ve yer yer pembe dizi yeri geldiğinde uzadıkça uzayan kanser eden bir çizgi filmdir. bazen insanın canından can alsa da yine de canını yiyim denilecek bir animdedir. ve başlandıcından itibaren çizimi giderek gelişmektedir. korkarım bu anime 500 bölümü vurduracak ve bizi ilerleyen yaşlara kadar başında esir edecektir.


ilgili animeler için ve dahası için online izleme yeri olarak tavsiye adres: www.animefreak.tv

23 Haziran 2008 Pazartesi

23 Haziran 2008 Pazartesi 1
yine mesai saatleri içerisinde bloguma yazıyorum ancak bundan memnun değilim.bendeki gariplik değil mi aslında.kolay bir işim var,herkes tanıdık ama ben manyak gibi işe yaramıyorum diye işten çıkmayı düşünüyorum.aa evet işten çıkmayı düşünüyorum.bana da sürpriz oldu aslında.ama olacağı bu,babamın ne iş yapıyorki demesiyle daha da bir sarsıldım.tamam sekreterim dedim ama bundan gocunmadığımı da herkes biliyor-ki gocunmuyorum katiyen- ne güzel muhabbetimi de ediyorum.falan filan vs. işte velhasıl kelam olay şu;benim burda olduğum için aksayacağını düşündüğüm bişe yok.yani benim burda olmam biraz da sevabına sanki.onun düşüncesi benim canımı sıkıyor,ne yapacağımı bilemiyorum daha da salaklaşıyorum.bu işten çıkma fikrini biraz daha düşünmem gerek.ama bilemiyorum,sonuçta akraba herkes!neyi hangi şekilde yapacağım çok önemli ama aslında benim içimden hiç bişey yapmak da gelmiyor...

20 Haziran 2008 Cuma

ben dün eleanor'u gördüm...

20 Haziran 2008 Cuma 1
önce herşey bir film ile başladı.1999-2000 senesi benim orta öğretime başladığım sezondu.ve 2000 senesinde yeni bir film gösterime girdi.gone in 60 seconds...
liseye başladım ve arabalara olan bu istemsiz bir zaafım olduğunu burada keşfettim.4 tekerli bu makinalara garip bir şekilde bir çekim hissediyordum.ancak halen daha araba kullanabilen bir insan değilim,ancak öğrenmem yakındır zira nazardan uzak artık bir arabamız var.bunu daha sonra ele alıcam.neyse dağılmadan konuya döneyim.
60 saniye ismindeki bu film içerisinde birbirinden kıymetli ve değişik,âmiyane tabirli "köpek" gibi arabalar vardı ama filmin sonlarına geldiğinde aralarındaki gerçek hazineyi görmüştüm.eleanor... yani illa sınıflandırmak gerekirse ford shelby gt500.o alet ancak filmlerde olabilecek bir güzelliğe sahipti benim nezlimde,ki zaten halen daha öyle.
ancak uzun zamandır eleanor'u aldatıyordum.farkında olmadan ama.halen daha pişmanım,teknolojiye yeni çömezlere kendimi fena kaptırıp aslolanı unutmuşum.bunu dün sabah 9 buçuk sularında acı olarak farkettim ve o görüntü bana tokat gibi geldi.daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi çalışıyorum ve işim dün tandoğan tarafına gitmemi gerektirdi yanımda kuzenim duruyordu.sokaktan ilerlerken 2000li bir mustang gördüm güzelmiş lan aslında derken(mustang'in alıştığımız sekli dışındakiler beni acayip iter açıkçası) birden yanında petrol yeşilinden bir araba ilahı gördüm.orda duruyordu;pasparlak ve her an fırlamaya hazır bir 44'ük magnum mermisi gibi.o an ne kadar hatalı olduğumu,o güzel bayanı bunca zamandır istemeden de olsa aldattığımı farkettim.ancak acelemiz olduğu için öylece bakamadım.o an deyim yerindeyse ambele olduğm için fotoğref dahi çekemedim.tokat gibi bir yanıtıydı bana eleanor'un bu.bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.üzgünüm eleanor,özür dilerim hanımefendi....

19 Haziran 2008 Perşembe

reklamlar

19 Haziran 2008 Perşembe 1
önceki yazdığımı okudum şimdi fazla reklama kaçtığımı sandım.aslında ben blog'a iş getircek bir insan değilim ama çalışmak benim için farklı,marjinal ve ilk olduğundan böyle bir şey yaptım ister istemez.ama olsun reklamsa reklam desinler napalım.daha entellektüel bir yazı yazmak isterdim ama şu an için böyle bir birikim hissetmedim içimde.canım sıkılıyor ve yazabileceğim yüzlerce şey olmasına rağmen ben bunu yazdım.galiba burda hiç bir vasfımın olmadığını düşündüğümden olabilir.millet bildiğin iş yapıyor,teklif mektubu yazıyor,fiyat alıyor,irsaliye arıyor,dosyaları karıştırıyor.ben sadece telefonlara bakıyorum.sekreterliği yerdiğim anlaşılmasın aslında öyle tırt bir iş değil ama bende sırıtıyor sanki.hata yapıyorum gibi hissediyorum bazen.burada sadece akraba olduğum için burada olduğum düşüncesi gelmiyor değil.aslında bu yanlış bir düşünce.bir işe yaramayacaksam burada ne işim olurdu ki değil mi?milletin öyle saçacak parası yok,iş uydurup maaş verecek kadar.neyse sonuçta burada daha ilk haftam belki ben fazla abartıyorum.ama şu lafı da söylemeden edemeceğim belli ki söyleyeceğim."işi bilecen işe gitmeyecen".
mesai de blog yazmak ne kadar etik o da tartışılır ama son olarak şunu tekrarlamak isterim: "ankara'da depoyu biz yaparız.göksun makina"

göksun makina


ilk yazımı yazmaya başlayacaksam bununla alakası olmayan bir şey ile başlamalıyım.mesela ilk defa çalışmaya başladım,keresteciler sitesinde aman neyse zaten gerekli reklamı yazının sonunda yapacağım.makine mühendisliğinde okuyorum,fakat burada sekreterlikten başka bir işe yaramıyorum.yani umarım henüz.ama kimsenin de gelip şu deponun kesiti al,yok efendim üstten görünüşünü çiz,yada belki de hadi bize bir güven mandalı çiz diyeceği de yok zaten çizen bir mustafa'mız var.ama nakış gibi,şiir gibi çiziyor çocuk.ben okulda millete Autocad öğretirken sınvalarından geçirtirirken.burada mustafa karşısında tırsıyorum.zaten aile şirketi sayılır burası o bakımdan şahane,her 3 kişiden birinin dayım olma ihtimali yüksek burada.babam hatta kuzenlerim bile burada acayip şen şakrak ama yeri geldiğinde marûr bir ortam burası.
sekreter olmam daha garip.kuzenim bana özel dosyayı al gel diyor.ilginç muhabbetler dönüyor burda.ve ben şu ana mesai saatleri içinde olmama rağmen yapabileceğim bişey bulamadığımdan bunu yazıyorum.tabi işimi aksatmıyorum.telefon gelince ilgili kişiye bağlıyorum.burdakiler çok iyi,ben hiç yüzgöz olmuyorum müşteriyle hemen onlara bağlıyorum onlar da hiç bişe demiyor.

ha bu arada su deposu için ankara'daki tek adres göksun makina'dır.
ankara'da depoyu biz yaparız.

tel:0312-8151487(pbx)
fax:0312-8151490
 
◄Design by Pocket, BlogBulk Blogger Templates. Distributed by Deluxe Templates